<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ereğli Kömür Havzası ve Tarihi</title>
	<atom:link href="http://www.ereglikomurtarihi.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ereglikomurtarihi.com</link>
	<description>Kömüre Dair Herşey...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2012 21:07:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>HAYDİ, CİZLEME YEMEYE!</title>
		<link>http://www.ereglikomurtarihi.com/haydi-cizleme-yemeye.html</link>
		<comments>http://www.ereglikomurtarihi.com/haydi-cizleme-yemeye.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 09:03:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat KARA</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ereglikomurtarihi.com/?p=465</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Ali Osman Özcan    Zonguldak köylerinde mayalanmış hamurun taş sacda pişirilmiş hâline cizleme denir. Cizleme ekmeğinin bazlama ile uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Hamur teknesinde yoğrulup mayalanmamış hâliyle taş sacda pişirilmiş ekmeğe &#8220;pat ekmek&#8221; denir. Türklerin bu türden hamur teknesinde hamuru mayalayıp pişirdiklerine tarihte rastlanmaktadır. Hamur yapmak için kullanılan un türleri buğday, arpa, yulaf, çavdar, &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.ereglikomurtarihi.com/haydi-cizleme-yemeye.html">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Prof. Dr. Ali Osman Özcan    Zonguldak köylerinde mayalanmış hamurun taş sacda pişirilmiş hâline cizleme denir. Cizleme ekmeğinin bazlama ile uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Hamur teknesinde yoğrulup mayalanmamış hâliyle taş sacda pişirilmiş ekmeğe &#8220;pat ekmek&#8221; denir.<span id="more-465"></span></p>
<p>Türklerin bu türden hamur teknesinde hamuru mayalayıp pişirdiklerine tarihte rastlanmaktadır. Hamur yapmak için kullanılan un türleri buğday, arpa, yulaf, çavdar, mısır ve darıdan elde edilir. Sadece mısır unundan hamuru mayalayıp yapılan ekmeğin adı &#8220;kartlaç&#8221;tır. Buğday ununa az miktarda mısır unu eklenir ve hamur mayası katıldıktan sonra pişirilmiş hâli olan cizlemenin tadı başkadır. Un türleri ve mayalanma biçimlerine bakılarak ekmek türleri karşımıza çıkar. Örneğin M.İ Artamanov&#8217;un Hazar Tarihi (Türkler, Yahudiler, Ruslar) adlı Selenge yayınlarından 2008 senesinde çıkan kitabının 205. Sayfasında bir ekmek türü ile ilgili şöyle bir bölüm vardır:</p>
<p>Katalikos ve arkadaşlarını yemeğe davet eden Türkler, onları çömelterek, önlerine içi et dolu kaplar koyarlar, fakat onlar oruçlu oldukları bahanesiyle yemek istemezler. Bunun üzerine kendilerine tavada kızartılmış bazlama ikram edilir. Alban Tarihi adlı eserde yer alan bu bilgi Artamanov&#8217;un kitabını çeviren tarafından yorumlanmış ve bazlama sözcüğü açıklanmaya çalışılmıştır.<br />
Bazlama ile cizleme arasındaki fark şöyle açıklanabilir: Cizlemenin hamuru daha cıvıktır. Bazlamanın hamuru biraz daha katıdır ve bu hamur yaygılarda biraz bekletilir. Metinde geçen tavada kızartılmış bazlama sözcüğü konusunda çevirmen şu bilgileri vermektedir: Anadolu&#8217;da ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde bugün bazlama tavada değil sac üzerinde pişirilerek hazırlanmaktadır: Ama Türklerin 6. yüzyılda bu usulle değişik tip bir bazlama hazırlamış olmaları da akla yatkın bir ihtimal. Belki de bir tür börek veya şepe kastedilmektedir.  Bu bilgilere bakıldığında tavada kızartılmış bazlamaya Zonguldak bölgesinde &#8220;kaygana&#8221; veya &#8220;bişi&#8221; denmektedir. Çevirmenin bir tür börek veya &#8220;şepe&#8221; dediği yiyeceğin adının &#8220;kaygana&#8221; veya &#8220;bişi&#8221; olması gerekir.</p>
<p>Kitabın 204. sayfasında Türklerin &#8220;Büyük ekmek kaplarının yanında içi kompostoyla doldurulmuş boynuz ve kabak şeklinde tepelerine diktikleri kaplar da vardı&#8221; ibaresi yer almaktadır. Herhâlde Alban Tarihi adlı eseri yazan kişi büyük ekmek kapları derken cizleme ekmeğinin saklandığı &#8220;çığı&#8221; denilen bir kaba dikkat çekmektedir. Zonguldak bölgesinde cizleme ekmeğinin saklandığı ağaçtan örülmüş yayvan sepetlere &#8220;çığı&#8221; denir. Aynı kitabın 259. sayfasında Papa I. Martin&#8217;in 655&#8242;de yazdığı mektuplarda Khersones&#8217;te buğday yokluğundan ve buğdayın Karadeniz&#8217;in güney sahillerinden ithal edilmek zorunluluğundan söz edilmektedir. Hatta Khersones&#8217;ten bahsederken şöyle demektedir: &#8220;Buralarda açlık o noktaya ulaştı ki ekmeğin değil adını şekli şemalini dahi unuttuk&#8221; demektedir. Bu durum Zonguldak bölgesinde buğday tarımının yapıldığını gösteren bir örnektir. Yine Türk olan Hazarlarla ilgili kitabın 510. sayfasında şu bilgi yer almaktadır: &#8220;Hazarlar mısır ve pirinç yetiştiriyor, ekmek ihtiyaçlarını ise tahılgillerle gideriyorlardı&#8221;. Bu bilgi Türklerin ekmeği tahıllardan elde ettiklerini açıkça ifade etmektedir.</p>
<p>S.G. Ağacanov&#8217;un Oğuzlar adlı Selenge yayınlarından 2010&#8242;da çıkmış kitabının 142 ve 143. sayfalarında ise şu bilgiler verilmektedir: 11. Yüzyılda Oğuz çiftçilerine tarığçı denilmekteydi. Kelimenin semantik yorumlaması, bunun &#8220;darının&#8221; Oğuz dillerindeki karşılığı olduğunu gösterir. Kaşgarlı Mahmud&#8217;a göre &#8220;Türklerde buğdaya tarığ derler. Ama bir tek Oğuzlar ona darı der&#8221;. Darı ekmeği fazla doyurucu değildir. Tadı mısır ekmeğinin tadına yakındır. Yakubi, Türkistan&#8217;da çiftçilerin darı ektiğinden söz etmektedir. Kaşgarlı Mahmud&#8217;un eserinde de buğdağ, tohum ve diğer daneli bitkilerin Oğuzca karşılıkları verilmiştir: Darı (tarıg), kaba yonca (yurinca), susam (yagaguri), buğday (aşlık), elma (alma), havuç (keşur). 13.-14. yüzyıllarda Arapça-Türkçe sözlükte tarımla ilgili kelimelerin şu karşılıkları yer almaktadır: Buğday (bugday), kavun (kavun), nohut (leblebi), mercimek (marçimak). Bu bilgiler Türklerin buğday, darı, mısır, pirinç, mercimek, nohut vb. gibi gıdaları bildiklerini göstermektedir. Tahıl ürünlerini öğütme konusunda Türkler el değirmenleri veya su değirmenlerini kullanmışlardır. El değirmenlerinde öğütülen tahıllar genellikle ekmek yapımı için uygun şekilde öğütülemediğinden unun değirmenlerde öğütülmesi tercih edilmiştir.</p>
<p>Su değirmenlerindeki değirmenciler buğday, mısır, çavdar ve arpa öğütürken öğütülen unlardan hamur yaparak bu hamuru düzgün ve kızgın bir taşın üzerinde ateşe karşı pişirirler. Bu ekmeğe &#8220;karşıbakan&#8221; denir. Sıcak yendiği takdirde tadı çok güzel olan bir ekmektir. Değirmenciler veya bazı zenginler taze öğütülmüş buğday veya mısır ununu biraz suyu az olacak şekilde yoğurup, daha önce kızdırılmış bir ocağın kıvılcımlı külleri temizledikten sonra altını üstünü lahana yaprağı ile örtüp, kızgın yere koyup, tekrar kıvılcımlı küllerle örterek pişirirler. Pişirilen bu ekmeğin adı &#8220;kömeç&#8221;tir.<br />
Kömeç hem doyurucu hem besleyici hem de lezzetli bir ekmektir. Sıcakken yenmesi insana zevk verir.</p>
<p>Zonguldak bölgesinde yuvarlak taştan yapılmış dışbükey ve ekmek pişirmek için yapılan araca &#8220;sac&#8221; denir. Bu sac, Kastamonu ve Bartın civarlarındaki kayalık yerlerde üretilir. Yuvarlak olan bu saclar at, eşek, katır ve benzeri taşıt hayvanlarıyla satıcılar tarafından köylerde satılır. Yeni alınan sac, sacayak üzerine konarak biraz ısındıktan sonra üzerinde yağlı bezle birkaç kere işlemden geçirilir. Cizleme pişirilmeden önce sacayak üzerinde kızdırılan sac, yağlı bezle temizlenir. Cıvık hamur bu sacın üzerine bir çanakla dökülür. Altı pişen cizleme &#8220;eysıran&#8221; denilen ucu yayvan, küreğe benzer bir aletle aktarılır. İki tarafı pişen cizlemeler bez yaygı üzerinde biraz bekledikten sonra çığılara konur. Aynı sac üzerinde mayalanmış hamurun yaygıda bekleyerek olgunlaşmış kısmı küçük parçalar koparılarak elde yuvarlanıp bir düz zeminde tekerlek şekli verilip genişletilerek una batırıp sacın üzerinde pişirilmiş hâline &#8220;serme (bazlama)&#8221; denir. Bazlama hamurunun biraz daha katı hâli yufka yapmak için ayrılabilir.</p>
<p>Mısır unu tencerede ısıtılan suyla bir tahta sopa vasıtasıyla karıştırılarak koyulaştırılır. Bir müddet kaynadıktan sonra ateşten indirilir. Lahana yemeğiyle yenen bu ekmek şekline &#8220;malay&#8221; denir. Biraz bayatlayan malay, ayran içine katılarak yemek olarak da yenir. Malay ekmeğine bazı yerlerde &#8220;höşmelim&#8221; de denmektedir. Zonguldak köyleri buğday, mısır, arpa, yulaf, çavdar ve darı unu kullanma bakımından eski Türk kültürünü hâlâ yaşatan yerlerdir. Misafirlere ise günümüzde fırında pişen somun veya francala dediğimiz ekmeği ikram ederler. Kendileri ise atalarının yediği ekmeği yemekten hoşlanırlar. Misafir beğenmez diye kendi ekmeklerini ikram etmekten çekinirler. Yolların yapılmasıyla beraber ekmek kültüründe de değişiklik olmuş, fırınlarda üretilen somunlar ekmek arabaları denen kamyon, panelvan veya diğer araçlarla köylerde bile satılır olmuştur.</p>
</div>
<p><a href="http://www.skyturk.net/yazar/profdr-ali-osman-ozcan-haydi--cizleme-yemeye-oku-313.html">http://www.skyturk.net/yazar/profdr-ali-osman-ozcan-haydi&#8211;cizleme-yemeye-oku-313.html</a> Erişim 22.02.2012</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_470" class="wp-caption alignnone" style="width: 479px"><a href="http://www.ereglikomurtarihi.com/haydi-cizleme-yemeye.html/malay" rel="attachment wp-att-470"><img class=" wp-image-470" title="malay" src="http://www.ereglikomurtarihi.com/galeri/2012/02/malay.jpg" alt="" width="469" height="363" /></a><p class="wp-caption-text">Murat KARA Arşivi</p></div>
<div id="attachment_471" class="wp-caption alignnone" style="width: 480px"><a href="http://www.ereglikomurtarihi.com/haydi-cizleme-yemeye.html/serme-1" rel="attachment wp-att-471"><img class=" wp-image-471" title="serme (1)" src="http://www.ereglikomurtarihi.com/galeri/2012/02/serme-1.jpg" alt="" width="470" height="346" /></a><p class="wp-caption-text">Murat KARA Arşivi</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_472" class="wp-caption alignnone" style="width: 477px"><a href="http://www.ereglikomurtarihi.com/haydi-cizleme-yemeye.html/serme-2" rel="attachment wp-att-472"><img class=" wp-image-472" title="serme (2)" src="http://www.ereglikomurtarihi.com/galeri/2012/02/serme-2.jpg" alt="" width="467" height="371" /></a><p class="wp-caption-text">Murat KARA Arşivi</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_473" class="wp-caption alignnone" style="width: 483px"><a href="http://www.ereglikomurtarihi.com/haydi-cizleme-yemeye.html/firin" rel="attachment wp-att-473"><img class=" wp-image-473" title="fırın" src="http://www.ereglikomurtarihi.com/galeri/2012/02/fırın.jpg" alt="Taş Fırın " width="473" height="730" /></a><p class="wp-caption-text">Murat KARA Arşivi</p></div>
<div id="attachment_475" class="wp-caption alignnone" style="width: 481px"><a href="http://www.ereglikomurtarihi.com/haydi-cizleme-yemeye.html/kaygana" rel="attachment wp-att-475"><img class=" wp-image-475" title="kaygana" src="http://www.ereglikomurtarihi.com/galeri/2012/02/kaygana.jpg" alt="" width="471" height="308" /></a><p class="wp-caption-text">http://sevgidenesintiler.blogspot.com/2010/03/pazl-yesil-soganl-kaygana.html</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_476" class="wp-caption alignnone" style="width: 484px"><a href="http://www.ereglikomurtarihi.com/haydi-cizleme-yemeye.html/cizleme_kepcesi" rel="attachment wp-att-476"><img class=" wp-image-476" title="cizleme_kepçesi" src="http://www.ereglikomurtarihi.com/galeri/2012/02/cizleme_kepçesi.jpg" alt="Cizlemeyi sac üzerine dökmeye yarayan ağaç kepçe" width="474" height="301" /></a><p class="wp-caption-text">Murat KARA Arşivi</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_477" class="wp-caption alignnone" style="width: 493px"><a href="http://www.ereglikomurtarihi.com/haydi-cizleme-yemeye.html/cizleme_kuregi" rel="attachment wp-att-477"><img class=" wp-image-477" title="cizleme_küreği" src="http://www.ereglikomurtarihi.com/galeri/2012/02/cizleme_küreği.jpg" alt="" width="483" height="318" /></a><p class="wp-caption-text">Murat KARA Arşivi</p></div>
<p style="text-align: left;">Su Değirmeni<br />
<iframe src="http://www.dailymotion.com/embed/video/xg67sr" frameborder="0" width="503" height="362"></iframe><br />
<a href="http://www.dailymotion.com/video/xg67sr_su-degirmeni_news" target="_blank">su_degirmeni</a> <em>ile <a href="http://www.dailymotion.com/MURATKARA67" target="_blank">MURATKARA67</a></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ereglikomurtarihi.com/haydi-cizleme-yemeye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ESİR TİCARETİ VE KAZANCI CİNGAN İMGESİ</title>
		<link>http://www.ereglikomurtarihi.com/esir-ticareti-ve-kazanci-cingan-imgesi.html</link>
		<comments>http://www.ereglikomurtarihi.com/esir-ticareti-ve-kazanci-cingan-imgesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 11:12:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat KARA</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ereglikomurtarihi.com/?p=461</guid>
		<description><![CDATA[ESİR TİCARETİ VE KAZANCI CİNGAN İMGESİ Prof. Dr. Ali Osman Özcan Zonguldak havalisindeki köylerde çocuklar,  ne öcülerden ne devlerden ne de hayaletlerden korkar. Onlar sadece dede,  nine,  anne ve babalarından dinledikleri Kazancı Cinganlardan korkarlar. Kazancı Cinganlar buldukları çocukları parça parça doğradıktan sonra kazanda pişirip yerlermiş. Çocuklara olmadık eziyetler eder,  sonra da güzelce pişirirlermiş. Yemedikleri çocukları &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.ereglikomurtarihi.com/esir-ticareti-ve-kazanci-cingan-imgesi.html">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>ESİR TİCARETİ VE KAZANCI CİNGAN İMGESİ Prof. Dr. Ali Osman Özcan</div>
<p>Zonguldak havalisindeki köylerde çocuklar,  ne öcülerden ne devlerden ne de hayaletlerden korkar. Onlar sadece dede,  nine,  anne ve babalarından dinledikleri Kazancı Cinganlardan korkarlar. Kazancı Cinganlar buldukları çocukları parça parça doğradıktan sonra kazanda pişirip yerlermiş. Çocuklara olmadık eziyetler eder,  sonra da güzelce pişirirlermiş.<span id="more-461"></span> Yemedikleri çocukları ise alıp götürür bir daha memleketlerine geri dönmelerine izin vermez,  onlara her türlü vahşice işkenceleri yaparlarmış. Yahut çocukları aç gözlü esir ve köle tüccarlarına satar,  kötü kaderlerine terk ederlermiş. Bu çocuklar köle oldukları için onlara aile kurma hakkı tanınmaz,  zenginlerin yanında yanaşma olarak durup efendilerin hizmetine bakmak zorunda kalırlarmış. Özel mülkleri olamaz; hatta açlıktan ve susuzluktan ölmeye terk edilirlermiş.     Zonguldak köylerindeki tarih anlayışına göre Ceneviz öncesi dönemde bu bölgelere yapılan yağma ve esir toplama eylemlerinin sonucu olarak belleklerde yer eden bu acı olaylar,  ebeveyn aracılığıyla çocukların zihinlerine işlenmektedir. Kazancı Cingan imgesi daha önceki tarihsel olayların simgelerinin zihinlerde imgeye dönerek yaşadığı açıkça görülebilir. Çocukları evden uzaklaştırmamak,  anne-babalarının yanlarında kalmasını sağlamak amacıyla geçmiş olayların izlerinin halkın belleğinde yaşıyor olması,  uydurma bir hikâye değil gerçek bir yaşantı ürünüdür. Fakat bu yaşantının ne zaman olduğu konusunda bir belirsizlik söz konusudur. Ceneviz döneminde Karadeniz&#8217;in doğusu ve kuzeyindeki devletlerin paralı askerleri genellikle kölelik kurumu tarafından sağlanmaktaydı. Din,  mezhep ve inanç ayrılıklarıyla kendi etnik gruplarındaki gelenekleri çiğneyenler ya da maceraperestler yağma yoluyla köle toplama ve esir alma yöntemini kullanırlardı. Bölge halkının başına gelen felaketlerin izlerini takip edecek olursak karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır: Örneğin M.İ. Artamonov Hazar Tarihi (Türkler,  Yahudiler,  Ruslar) adlı Selenge yayınlarından 2008&#8242;de çıkmış kitabının 443. sayfasında Madyarlar (Macarlar) komşuları Slavyanları hâkimiyet altına almışlardı.<br />
Onlara ağır vergi koyuyorlar ve köle muamelesi yapıyorlardı. Slavyan ve Ruslara sık sık saldırı düzenliyor,  esir alıyor ve esirleri Bizans&#8217;ta (İstanbul) köle olarak satıyorlardı.<br />
Bu bilgi savaşan iki grubun birbirine hiç acımadığını,  galip gelenin diğerine istediğini yaptığını,  diğerinin özgürlüklerini yok ettiğini açıkça göstermektedir. Yenilen taraf düşmanın her dediğini yapmak zorunda bırakılmaktadır. Hayvanlara bile reva görülmeyecek davranışlar,  insanlara karşı yapıldığında mubah görülebilmektedir. Aynı kitabın 444. sayfasında şöyle yazmaktadır: 890&#8242;da Bizans&#8217;la Tuna Bolgarları arasında savaş çıkmıştı. Bizans ordusu saflarında,  muhtemelen Hazarya&#8217;dan deniz yoluyla ve müttefik sıfatıyla gönderilen Hazar birlikleri vardı. Bizans ordusunu tarumar eden Bolgarlar Hazar esirlerine karşı özellikle gaddarca muamele ettiler ve hepsinin burunlarını keserek bu şekilde Bizans&#8217;a gönderdiler. Burada İstanbul&#8217;un esir ticareti için açık bir pazar olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Hazarlar Bizans&#8217;a yardım için deniz yolunu kullanmışlardır. İstanbul&#8217;a gelebilmek için Hazarlar Karadeniz Ereğli&#8217;ye de uğramadan geçemezler. İstanbul&#8217;a ulaşmak için Karadeniz Ereğli&#8217;de mutlaka mola vermeleri gerekir.  Örnek olarak galip tarafın mağlup tarafa nasıl davrandığına dair bir olay aynı kitabın 445. sayfasında şöyle anlatılmaktadır: 893 yılında &#8220;Madyarlar,  Bolgar başkenti Preslava&#8217;ya kadar gelip bol miktarda ganimet ve savaş esiri aldılar. Daha sonra da bu esirleri Greklere sattılar&#8221; denmektedir. Buna karşılık Bulgarlar Macarlardan intikam almayı düşünürler. Bulgarlar kuvvetlerini yeniden toplayıp Macarların ezeli düşmanı Peçeneklerle anlaşırlar. Macar ordusunun seferde bulunduğu bir sırada Bulgarlar,  Peçeneklerle birlikte &#8220;Macar yurdunda kalan az miktarda erkek ve savunmasız Madyar aileleriyle acımasız bir şekilde hesaplaştılar; bazılarını parça parça ettiler,  bazılarını ise kaçmaya mecbur bıraktılar&#8221;. Bu cümlelerden anlaşıldığı gibi o dönemde intikam alma duygusu çok önemliydi. Kimse kimseye acımıyor,  insanlar birbirini öldürmek,  yok etmek için fırsat kolluyorlardı.<br />
Tarihte Karadeniz Ereğli Doğu Roma İmparatorluğu&#8217;nun şehirlerinden biri olarak varlığını sürdürürken imparatorluktaki olaylardan etkilenmesi de kaçınılmazdır. Özellikle köylüler imparatorluktaki yönetimin kendilerine çıkardığı faturayı ödeme sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar. Karadeniz Ereğli&#8217;yi de etkileyen Doğu Roma İmparatorluğu ile Kırım arasındaki anlaşmazlıkta İmparator&#8217;un verdiği emir kitabın 454-455. sayfalarında şöyle belirtilmektedir: Başkentte bulunan her şey ve Khersones gemileri yükleriyle beraber müsadere edilmeli; Khersonesli tayfalar ve yolcular tutuklanarak hapse atılmalı; daha sonra bütün Khersones teknelerine el koymak,  teknelerle birlikte üzerinde malları da müsadere etmek insanları ise tutuklayıp devlet hapishanelerine atmak için biri Ermenistan theması (eyaleti) diğeri Paphlogonya theması (Samsun&#8217;dan Üsküdar&#8217;a kadar olan bölge) ve üçüncüsü Vukellarya (Karadeniz&#8217;in güney sahilleri boyunca uzanan tüm Anadolu toprakları) theması sahilleri olmak üzere üç yere devlet memurları gönderilmelidir&#8230; . Bundan başka bu devlet memurları Paphlogonya,  Vukellarya ve Pontus sahillerindeki gemilerin buğday,  şarap ve her türlü gıda maddesi ve eşyayı Khersones&#8217;e götürmelerini yasaklamalıdırlar. Bu paragraftan anlaşıldığı kadarıyla Doğu Roma İmparator&#8217;u Karadeniz&#8217;in kuzeyindeki Kırım şehirlerine bir çeşit ambargo uygulamaktadır. Verdiği emirde Güney Karadeniz sahillerinin geçmesi Karadeniz Ereğli&#8217;nin de Güney Karadeniz&#8217;de olması onun önemini bir kere daha ortaya koymaktadır. Kazancı Cingan imgesinin doğuşuna şu örnek gösterilebilir: Kitabın 469. sayfasında &#8220;Kiyef çevresinde bağımsız bir Rus devleti şekillenmeye başlamış ve bu devlet Kırım,  Karadeniz&#8217;in güney sahilleri ve Ege Denizi adalarına düzenlediği tahripkâr saldırılarla sesini kısa zamanda duyurmuştu&#8221; denilmektedir. Bu bilgi Rusların hem Karadeniz&#8217;in güneyi hem de Ege adalarına yağma seferlerine çıktığını açıkça göstermektedir. Bu saldırılar Rusların Karadeniz&#8217;in güney sahillerinde Kazancı Cingan imgesinin oluşmasına katkıda bulunmuştur,  diyebiliriz. Bunun yanında yarı tacir yarı korsan (haydut) çetelerin de bu imge içinde yer aldığı söylenebilir. Beklenmedik düşmanlar karşısında tamamiyle aciz kalan Karadeniz&#8217;in güney sahillerinde yaşayanların bu imgeyi oluşturmalarına şaşırmamalıdır. Yarı tacir yarı korsan çetelerin halktan rastladıklarını öldürüp,  evlerini yakıp yıkıp,  eşyaları ganimet olarak toplaması saldırıdan kaçıp kurtulanların belleklerinde biçim değiştirerek günümüze kadar gelmiştir. Yağma savaşları Ruslara büyük kar sağlamaktaydı. Özellikle en büyük gelir kaynakları açık pazarlarda sattıkları kölelerdi. Rus Knezi İgor kendi döneminde dünyanın en büyük esir tüccarıydı. Onun zenginleşmesinin sebebi dünyanın her tarafına esirleri pazarlamasıydı. Paralı asker arayan hanlar ve beyler önce Igor&#8217;dan yardım isterlerdi. Kitabın 517. sayfasında bu esir ve kölelerin nerelerde satıldığı konusunda az da olsa bir bilgi vardır. Rus malları Volga&#8217;da &#8220;Azarbaycan,  Ermenistan,  İran,  Horasan ve Bizans pazarlarına sevk ediliyor; Bağdat,  Cürcaniye (Urgenç),  Merv,  Buhara,  Kostantinopolis (İstanbul) ve hatta İskenderiye&#8217;ye kadar ulaştırılıyordu. Bu bilgiler Kazancı Cingan imgesinin bölgede Ceneviz öncesinden beri yaşadığını,  bölgenin Müslüman olmasıyla beraber günümüze kadar sürdüğü gerçekliğini gösteren örneklerden biridir. Ceneviz dönemi genellikle 12.-14. yüzyıllara tarihlenmektedir. Esasen bu yüzyıllarda Türkler doğudan Anadolu&#8217;ya girmişlerdir. Lakin bölgeye yerleşip köylerde yaşayanlar geçmişteki yaşantıları öğrendikleri gibi Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de Don Kazaklarının saldırılarına maruz kalmışlardır. Karadeniz Ereğli Bölgesi halkı,  1613&#8242;de Sinop&#8217;u basan,  1622&#8242;de Karadeniz kıyılarına akın eden ve Karadeniz&#8217;den Boğaziçi&#8217;ne girerek Yeniköy&#8217;ü ve Sarıyer&#8217;i basan Don Kazaklarının acımasızlığına şahit olmuştur. Özellikle Don Kazakları 1654&#8242;de Karadeniz Ereğli taraflarını yağmalamışlardır. 1654&#8242;deki bu olay Kazancı Cingan imgesinin halkın belleğinde hala capcanlı yaşadığının göstergesidir. Bu yüzden silahsız ve tarım,  hayvancılık,  deniz ve madencilikle uğraşan silahsız bölge halkı,  silahlı yağmacılara karşı çaresizliği sonucu kendine göre elbette önlem almış ve acı yaşantıları tekrar yaşamamak için çocuklarını eğitirken bu imgeyi kullanmış ve kullanmaya da devam etmektedir. Karadeniz Ereğli bir sanayi şehri olmadan önce bölgede yaşayanların dünya görüşlerini etkileyen Kazancı Cingan imgesi sanayileşme sonucu ortaya çıkan toplumsal değişmeyle birlikte yavaş yavaş eski etkisini kaybetmektedir. Yeni gelenler bu imgeye daha önceki anlamını vermeyip başka anlamlar yükleyebilmektedirler. Esir tüccarlarının,  korsanların ve yağmacıların bölgedeki etkilerinden Cinganlar da nasibini almış ve halk arasında Kazancı Cingan korkusu efsaneleşerek uzun yıllar varlığını sürdürmüştür.</p>
<p><a href="http://www.skyturk.net/yazar/profdr-ali-osman-ozcan-esir-ticareti-ve-kazanci-cingan-imgesi-oku-304.html">http://www.skyturk.net/yazar/profdr-ali-osman-ozcan-esir-ticareti-ve-kazanci-cingan-imgesi-oku-304.html</a> Erişim:17.2.2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ereglikomurtarihi.com/esir-ticareti-ve-kazanci-cingan-imgesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;MÜKELLEF&#8221; Belgesel Film</title>
		<link>http://www.ereglikomurtarihi.com/mukellef-belgesel-film-2.html</link>
		<comments>http://www.ereglikomurtarihi.com/mukellef-belgesel-film-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 08:20:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat KARA</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Mükellefiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Şaban Dede]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ereglikomurtarihi.com/?p=457</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;MÜKELLEF&#8221; BELGESEL FİLM Film; dede-torun, baba-oğul tanıklıklarıyla, Zonguldak Kandilli maden ocaklarında işçi mükellefiyeti uygulamasından bugünkü özelleştirme politikalarına uzanan bir süreci ele alıyor. Yönetmen – Elif ERGEZEN Yapım Yönetmeni – Elif Ergezen Görüntü Yönetmeni – Jordane Chouzenoux Kurgu – Elif Ergezen E-posta – elif.ergezen @ gmail.com 5. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, Türkiye’den Belgeseller, Gösterim. 2010 13. &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.ereglikomurtarihi.com/mukellef-belgesel-film-2.html">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;MÜKELLEF&#8221; BELGESEL FİLM</p>
<p>Film; dede-torun, baba-oğul tanıklıklarıyla, Zonguldak Kandilli maden ocaklarında işçi mükellefiyeti uygulamasından bugünkü özelleştirme politikalarına uzanan bir süreci ele alıyor.<span id="more-457"></span></p>
<p>Yönetmen – Elif ERGEZEN Yapım Yönetmeni – Elif Ergezen Görüntü Yönetmeni – Jordane Chouzenoux Kurgu – Elif Ergezen E-posta – elif.ergezen @ gmail.com</p>
<p>5. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, Türkiye’den Belgeseller, Gösterim. 2010 13. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali. 2010</p>
<p>Kaynak 13. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali Katalogu<br />
<iframe src="http://www.dailymotion.com/embed/video/xoeue7" frameborder="0" width="560" height="322"></iframe><br />
<a href="http://www.dailymotion.com/video/xoeue7_mukellef-belgesel-film-2010_shortfilms" target="_blank">MUKELLEF_BELGESEL_FILM_2010</a> <em>ile <a href="http://www.dailymotion.com/MURATKARA67" target="_blank">MURATKARA67</a></em></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ereglikomurtarihi.com/mukellef-belgesel-film-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

